
3 Ocak 1992 doğumluyum. Oğlak burcuyum, yükselenim İkizler. Yani bir tarafım plan, disiplin, ajanda; diğer tarafım aynı anda on şey düşünebilen, “bir dakika şuna da bakalım” diyen biri. Bu ikili yapı sayesinde bazen gece 03.00’te Meta reklamlarını incelerken “ben burada ne yapıyorum” dedirtebiliyor. Spoiler: İşimi çok seviyorumm
2010’dan beri iş hayatındayım. Uluslararası İlişkiler mezunuyum ama yolum dijital pazarlamayla kesiştiğinde “tamam, burası benim yerim” dedim. 2015’ten beri bu alanın içindeyim. Zamanla şunu çok net görmeye başladım: markaların ihtiyacı tek bir uzmandan değil, aynı dili konuşan, işi gerçekten bilen, deneyimi sahada oluşmuş bir ekipten geçiyordu. Strateji ayrı, uygulama ayrı, sonuç ayrı düşünülüyordu ve bu parçalı yapının kimseyi mutlu etmediğini farkettim. Bu ihtiyacı içimde giderek daha fazla hissettiğim bir noktada, 2020’nin Ocak ayında Veritas Dijital’i kurdum.
Aslında ajans kurmak gibi kesin yapacağım dediğim bir hayalim yoktu; daha çok “bu iş böyle yapılmamalı” dediğim bir eşikten geçtim. İyi ki de geçtim. Şu an dönüp baktığımda, hiç planlamadığım bir yolun beni çok doğru ve çok mutlu bir yere getirdiğini görüyorum.
Eskiden lisanslı profesyonel basketbolcuydum. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş… Basketbol sahasında karşı maçlar oynadım. Forma numaram 11’di, şutum iyidir; 3’lükler hâlâ benden sorulur. Basketbol sayesinde Türkiye’nin büyük bir kısmını gezdim. Çocukken futbol oynar, bisiklet sürerdim; enerjim biraz oralardan geliyor olabilir.
Müzik tarafında klasik müzik ve caz insanıyım. Plaktan müzik dinlemeye bayılırım. Evet kabul bu konuda biraz eski kafalıyım. Arabadaysam tablo biraz değişiyor; Can Bonomo ve Adamlar çalar. Lise döneminde Metallica dinleyen eski bir metalci olduğum bilgisini de buraya bir yere bırakıyorum. Şarkı söylemeyi severim ama daha çok kendime… Sesim biraz tiz, komşularla aram iyi kalsın diye.
Tarih benim için sadece bir ilgi alanı değil, gerçek bir tutku. Özellikle İngiltere ve Roma tarihi. Mary Stuart ve Elizabeth üzerine saatlerce araştırma yapabilirim (itiraf edeyim günlerce veya haftalarca bile yapabilirim). Londra en sevdiğim şehir; İngiltere’de geçen filmleri izlerken hiç sıkılmam. Downton Abbey benim için ayrı bir yerde durur. Forrest Gump’ı da en sevdiğim dizi listesinde tahta oturtabilirim. Avrupa Yakası’nı sayısını unuttuğum kadar çok izledim; HIMYM yaklaşık 30, Friends 20 kez izledim Evet, ben de bu bilgiyi neden ezberimde tuttuğumu bilmiyorum.
Boş zamanlarımda tuvalde yağlı boya çalışırım. Müzeleri gezmeyi, tabloları incelemeyi, detaylarda kaybolmayı severim. Tatil sorularında deniz mi havuz mu derseniz deniz derim ama soğuk deniz. Sıcak denizle pek aram yok. Hoş sıcak hava da hiç sevmem kış insanıyımdır ben. Kış olsun, kar olsun, yağmur olsun… Soğuk olsun soğuk
İki kedim var; biri şeftali, biri turuncu. Köpeğim Bıcır. Hayvanları çok severim; arabamda her zaman mama bulunur. Arabada cam açık giderim, ofiste klimam genelde fazla soğuktur (odama kimse girmek istemez bu yüzden ama bence abartıyorlar :)). Koyu renkleri severim; bordo, lacivert, siyah… Evimde her zaman taze çiçek olur. En sevdiğim hediye canlı çiçektir. En sevdiğim çiçek mi? Şaşıracaksınız ama lahana çiçeği. Menekşeden sonra tabii ki :).
Çölyak hastasıyım, glutensiz besleniyorum; bu konuda da oldukça iddialıyım, glutensiz benden sorulur! Olmasaydım çikolatalı brioche listede net ilk sırada olurdu. En sevdiğim yemek sarma, tatlı olarak da magnolyaya bayılırım. Filtre kahve içmeden ayılamam. Su ise bambaşka bir konu… Günde 6 litreden fazla içerim. Çocukluğumdan beri aile arasında boşuna su kurbağası demiyorlar heralde. En büyük bağımlılığın ne diye sorsalar ilk sıraya suyu ikinci sıraya da kahveyi koyardım. Başka da bir şey yok zaten.
İnsanlarla ilgili en net duruşum güven üzerine. Bende insanlar 100’den başlamaz, sıfırdan başlar. Yalana tahammülüm yok. Evet biraz klişe olacak ama bende söz senettir; verilen sözün tutulmasını isterim er yada geç değil ama zamanında. Çünkü bende bir söz verirsem mutlaka tutarım. Tek sayıları severim, her zaman tura derim. Zekâyı şansın önüne koyarım. Geçmiş mi gelecek mi deseler “şu an” derim.
En yakın arkadaşım kardeşim. El yazım pek okunmaz; ben bile okuyamam çoğu zaman (merak etmeyin yazımı okumaya çalışanların okuyamadığını biliyorum). Sessizliği, doğayı ve sakinliği severim. En sevdiğim aktivite temiz havada kitap okumak. Simyacı, hayat ideolojimi şekillendiren kitaptır.
Eşim Adanalı. Dünyadaki ruh eşini bulmuş nadir insanlardan olduğumu düşünüyorum. Daha Veritas yokken Bostanlı’da Yasemin kafede tanıştık. İyi ki de tanışmışız, iyi ki gitmişim o gün o kafeye… 2025 Ağustos’ta evlendik. Bugüne kadar en çok eğlendiğim yer? Düğünüm. Gittiğim en iyi düğün mü? Kusura bakmayın mütevazi olamayacağım, tabii ki kendi düğünüm. 🙂
Beş yıl sonra kendimi İngiltere’de sessiz bir kasabada, bahçede kitap okurken görmek istiyorum. Tabii yanımda bilgisayar, ekranında da meta hep açık olacak. Daha ilerisi mi? Toskana’nın kırsalında bir üzüm bağı. Orada yaşlanmak ve hatta yaşlanırken yeniden yaşamak istiyorum. Hayal kurmayı seviyorum, plan yapmayı da… ama spontane tarafım hep ağır basıyor itiraf edeyim.
Kısacası; tarih seven, dijital pazarlamayla yaşayan, su ve kahveyle ayakta duran, soğuk havayı seven, sakinlik düşkünü kim kaldı eski basketbolculardan derseniz ben varım, buradayım. Hayat bazen planlı, bazen sürprizli ilerliyor. Ben de tam ortasında, keyfini çıkararak yoluma devam ediyorum.